Bu hikayenin başlangıç kısmı için buraya tıklayın. (Birinci Bölüm, 15. sayfa)

Şair ofisten ayrıldıktan sonra ofisin bulunduğu apartmanın girişinde
durdu, telefonuna gelen mesajı Nazif'in göndermesini bahane ederek okundu
işaretledi ve sonra köşedeki pideciden gelen kokular eşliğinde çarşı
kalabalığının içinde kaybolup gitti.
Şair Yaman'ın durumunu biliyordu elbette. İşkolikliğinden kaynaklanan
ve daha sonra evinde ailesine kadar uzanan sorunlarla boğuşmaktan bık-
tıkça, tıpkı çarşı kalabalığına karıştığı gibi, onun da soluğu ofisinde
aldığını biliyordu. Aslında tüm sorunlarının yine o ofisten çıktığını
ona kolaylıkla anlatabileceğini zanneden şair, sırf bu yüzden kaç kez
kapısını çalmış, kapıdan içeri adımını atınca da bir başka kişiyle
buluşmuş gibi içini kemiren bu itirafı ona iletmekten her seferinde
vazgeçmişti. Bu durumda yine Nazif'le konuşup ondan çare beklemek daha
doğruydu. Zaten telefon boşuna biplemez diyerek birkaç gün içinde onla
görüşmeyi düşündü. Bu sırada sevgilisinin Yaman'la yatağa girdiğini
biraz daha unutmuştu.
Sözü daha fazla uzatmayayım, şair, düşündüğü gibi Nazif'le buluştu.
Gönderdiği mesajı okumadığı sohbetleri sırasında ortaya çıktığı için
Nazif çok sinirlendiyse de onun gönlünü almayı bildi. Ardından Yaman'ın
durumundan ona bahsetti, Nazif bu konuda bilgili olduğu için ve Yaman'ın
annesi Betigül'ü de iyi bildiği için, şair lafı uzatıp bulandırmadan
Betigül hanım ile görüşeceğine söz verdi ve konuyu kapadı. Fakat bu
sırada şair Nazif'teki bir sırrı farkedemediği için onu hastalıklı biri
olarak görüp içinde bir kuşku ve tedirginlik uyandı. En iyi bildikleriydi
bunlar, bir köşeye sinmenin zamanı onun için de gelip çatmıştı işte...
böylece Nazif'in yanından ayrılırken bir kez daha kaybolup gitti.
Yani dediğim gibi, bir adamın otuzyedi yıllık hayatına yayılan dünya
derdinin, onun rüyalarından gün yüzüne yansıyan bölümü üç aşağı beş
yukarı böyleydi. Yalnızlıktan uzak ve kadınınki kadar bağlayıcı ve teh-
likeli. Hepsinden öte, bir tek uyku muydu?